-ben kemal
-hangi kemal abi
-deli kemal uleennn
dünyanın en büyük otomotiv parçası sağlayıcısıdır.
Benim rastlamayacağım teyze. İstemesine fırsat vermeden yer veririm. Teyzelerin en sevdiği gencim ben. Halk men'im ben.
Bravo Saffet Sancaklı... Düşüncelerime ve bence bütün Türkiye'nin düşüncelerine tercüman olmuşsunuz...
MHP'nin Kocaeli Milletvekili Saffet Sancaklı, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde yaptığı konuşmada Türk futboluna dair açıklamalarda bulundu. Kulüplerin mali durumunu ve mevcut yönetimlerini eleştiren Sancaklı, Maliye Bakanlığı'na da çağrıda bulundu.
"Kulüplerimizin zor durumda olmasını biz de istemiyoruz. Vergi borçlarını kolayca ödesinler istiyoruz. Ancak o kadar kötü yönetiliyor ki maalesef her seferinde bunlara bir kolaylık sağlamak zorunda kalıyoruz. Ne yapıyoruz? Af getiriyoruz. Ne yapıyoruz? Vergi borçlarını 72'ye bölüyoruz." diyen Sancaklı, Wesley Sneijder ile Galatasaray örneğini verdi.
Hollandalı futbolcunun sarı-kırmızılı kulübe maliyetini özetleyen Sancaklı, sözlerine şöyle devam etti;
"Bir oyuncuya 140 milyon lira verirseniz, bunun gibi birkaç hata daha yaparsanız bu borç 2.4 milyar da olur. Ondan sonra Maliye Bakanlığı kulüpler batmasın diye mecburen vergi kolaylığı sağlamaya çalışır. Bu mantıkla yönetilen kulüplerimiz şu anda Digitürk'ün 600 milyon Dolar yıllık ödediği bir para var kulüplerimize. Bu mantıkla dünyada en çok kazanan ligi İngiltere Premier Ligi'dir. Yıllık 2.5 milyon Dolar'dır.
Onu bile getirip verseniz bu kulüpler bu yönetimlerle yine bir şey yapamayacaklar. Çünkü Sayın Maliye Bakanım, sürekli vergiden şikayet ediyorlar. Türkiye'de vergi yüzde 15, İtalya'da yüzde 47, Fransa'da ve Almanya'da yüzde 50'nin üzerinde. Peki Almanya, Fransa veya İtalya'da bu kadar borcu olan kulüp görebiliyor musunuz? Hayır. Çünkü sistemleri farklı, iyi yönetiliyorlar."
devamını okumak için tıklayınız...
MHP'nin Kocaeli Milletvekili Saffet Sancaklı, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde yaptığı konuşmada Türk futboluna dair açıklamalarda bulundu. Kulüplerin mali durumunu ve mevcut yönetimlerini eleştiren Sancaklı, Maliye Bakanlığı'na da çağrıda bulundu.
"Kulüplerimizin zor durumda olmasını biz de istemiyoruz. Vergi borçlarını kolayca ödesinler istiyoruz. Ancak o kadar kötü yönetiliyor ki maalesef her seferinde bunlara bir kolaylık sağlamak zorunda kalıyoruz. Ne yapıyoruz? Af getiriyoruz. Ne yapıyoruz? Vergi borçlarını 72'ye bölüyoruz." diyen Sancaklı, Wesley Sneijder ile Galatasaray örneğini verdi.
Hollandalı futbolcunun sarı-kırmızılı kulübe maliyetini özetleyen Sancaklı, sözlerine şöyle devam etti;
"Bir oyuncuya 140 milyon lira verirseniz, bunun gibi birkaç hata daha yaparsanız bu borç 2.4 milyar da olur. Ondan sonra Maliye Bakanlığı kulüpler batmasın diye mecburen vergi kolaylığı sağlamaya çalışır. Bu mantıkla yönetilen kulüplerimiz şu anda Digitürk'ün 600 milyon Dolar yıllık ödediği bir para var kulüplerimize. Bu mantıkla dünyada en çok kazanan ligi İngiltere Premier Ligi'dir. Yıllık 2.5 milyon Dolar'dır.
Onu bile getirip verseniz bu kulüpler bu yönetimlerle yine bir şey yapamayacaklar. Çünkü Sayın Maliye Bakanım, sürekli vergiden şikayet ediyorlar. Türkiye'de vergi yüzde 15, İtalya'da yüzde 47, Fransa'da ve Almanya'da yüzde 50'nin üzerinde. Peki Almanya, Fransa veya İtalya'da bu kadar borcu olan kulüp görebiliyor musunuz? Hayır. Çünkü sistemleri farklı, iyi yönetiliyorlar."
devamını okumak için tıklayınız...
Ülkesinin diyanetine kulak veren babadır.
Umarım alabileceği en büyük cezayı alır. Ülkedeki hukuk sisteminden umudum yok, umudum cezaevindekilerde.
Umarım alabileceği en büyük cezayı alır. Ülkedeki hukuk sisteminden umudum yok, umudum cezaevindekilerde.
BELAGAT...
MUKTEZAYI HALE MUTABAKAT BELAGATIN TARİFİDİR....
MUKTEZAYI HALE MUTABAKAT BELAGATIN TARİFİDİR....
her verdiği karar sonrası bütün senaryolar'ın verilen karardan bağımsız bir şekilde değiştiği, karar vermek konusunda çekimser kalınması, x karar alma veya y karar alma durumunda bütün değişkenlerin bir anda büyük oranda aleyhte değiştiği düşünülürse karar almak da haliyle zorlaşır. arizona da sıcaktan bunalıp yelpazeyle serinleyeyim desem korkarım pasifikte fırtına çıkmasına ve dünyanın birçok yerinde tsunamiye neden olacağım.(u::)
(bkz: butterfly effect)
(bkz: butterfly effect)
piyasanın durumu hakkında bilgi verir.
Kusurunu Söyleyen Dostları Olmalı İnsanın
http://2.bp.blogspot.com/-Iq8UEyXe7GY/UH043kw6dAI/AAAAAAAADBM/fYo6UVMZcOw/s400/dost_1237670498-201x300.jpg
Tek kusursuz Allah’tır. Hepimizin az veya çok kusurlarımız vardır. Kimi insanların ise kusurdan öte günah alışkanlığı vardır. İçki, kumar, zina, yalancılık gibi…
Bu imtihan dünyasında kusurlarımızı söyleyebilen dostlara ihtiyacımız var. “Dostum sen iyisin, hoşsun ama keşke şu huyundan da vazgeçsen” diyenler gerçek dostumuzdur.
Ama inşallah onlara gücenmeyelim, kırılmayalım ve nefsimizin avukatlığına soyunup kendimizi temize çıkarmaya çalışmayalım. Hatayı itiraf etmek, Allah’ın affına ulaştıran bir erdemdir. Şeytan ve nefsimiz hatamızı itiraf ettirmez ki affa mazhar olamayalım.
Haklısın dostum, iyi ki beni uyardın. Allah senden razı olsun, demeli, hatamızı görme erdemi gösterebilmeliyiz. Efendimiz SAV bu konuda buyuruyor ki:
“Her insan hata yapabilir, Hata yapanların en hayırlısı günahına tövbe edenlerdir”
Mesela, dostumuzun sırtında bir böcek gördük mü hemen uyarırız değil mi? Böceği geçtik, sırtına çıkmış zehirli bir akrep görsek, panikleyerek uyarmaz mıyız?
Neden uyarırız, çünkü o sevdiğimizi akrep sokabilir ve belki de ölebilir.
Kısacık dünyamızın harap olmasına sebep olabilecek akrebi görünce hemen uyaran insanlar, neden ölümsüzlük diyarı ahiretimizi harap edecek şeyler için uyarmazlar?
Dostum sen çok iyi bir dostsun, keşke içki de içmesen. Keşke övünme huyun da olmasa. Keşke öfkeni yenip çabuk sinirlenmesen ve kırıcı sözler söylemesen. Keşke sen de namaza başlasan gibi sözlerle bizi uyaran dostlar bizi gerçekten seviyorlardır.
Bu konuda yazıyı kısa tutmak adına internette rastladığım şu örneği paylaşmak istiyorum:
Hayatını Allah yolunda vakfetmiş ihlas sahibi bir din büyüğümüz Bediüzzaman Said Nursi de ömrü boyunca karşılaştığı haksızlıklara daima güzel bir sabır ile sabretmiş, herşeyin takdirini daima Allah'a bırakmıştır.
Yapılan haksızlıklarda nefsi adına bir karşılık vermemiştir. Hep Allah'ın beğeneceği şekilde bir tavır göstermiştir. Her olayın güzelliklerini ve rahmet yönlerini dile getirmiştir.
Allah'ın kendisini muhatap kıldığı her olayın ilahi bir lütuf
olduğunu, her musibette mutlaka bir nimet yönü bulunduğunu söylemiştir.
Bir sözünde de kendisine yapılan haksız ithamların, hakaretamiz sözlerin sabretmesinin sonucunda Allah'ın kendisine bir rahmete ve nimete çevirdiğini şöyle anlatmaktadır;
Hâlimi, istirahatimi düşünen ve her musibete karşı sabır ile sükûtumu garip bulup şaşıran dostlarımın şöyle bir sualleri var ki:
"Sana gelen zahmetlere, sıkıntılara nasıl tahammül ediyorsun? Halbuki eskiden çok hiddetli ve izzetli idin, çok az bir hakarete tahammül edemezdin?"
İki sene evvel benim hakkımda bir müdür sebepsiz, gıyabımda küçük düşürücü, hakaretli sözler söylemişti. Sonra bana söylediler. Bir saat kadar Eski Said damarıyla müteessir oldum.
Sonra Cenab-ı Hakk'ın rahmetiyle şöyle bir hakikat kalbe geldi, sıkıntıyı izale edip, o adamı da bana helâl ettirdi. O hakikat şudur:
Nefsime dedim: Eğer onun tahkiri ve beyan ettiği kusurlar, şahsıma ve nefsime ait ise; Allah ondan razı olsun ki, benim nefsimin ayıplarını söyler.
Eğer doğru söylemiş ise, beni nefsimin terbiyesine sevk eder ve gururdan beni kurtarmaya yardımdır.
Eğer yalan söylemiş ise, beni riyadan ve riyanın esası olan yalancı şöhretten kurtarmaya yardımdır. Evet ben nefsim ile barışmamışım. Çünkü terbiye etmemişim.
Benim boynumda veya koynumda bir akrep bulunduğunu biri söylese veya gösterse; ondan darılmak değil, belki memnun olmak lâzım gelir. Eğer o adamın hakareti, benim imana ve Kuran'a hizmetkârlığım sıfatıma ait ise, o bana ait değil.
O adamı, beni istihdam eden Sahib-i Kuran'a havale ediyorum. O Aziz'dir, Hakîm'dir.
Allah hepimize kusur ve hatalarımızı cesaretle söyleyebilen dostlar versin. Ve bizi uyaran o gerçek dostlarımıza da darılmadan hatasını kabullenebilen selim bir kalp nasip etsin.
Tek kusursuz Allah’tır. Hepimizin az veya çok kusurlarımız vardır. Kimi insanların ise kusurdan öte günah alışkanlığı vardır. İçki, kumar, zina, yalancılık gibi…
Bu imtihan dünyasında kusurlarımızı söyleyebilen dostlara ihtiyacımız var. “Dostum sen iyisin, hoşsun ama keşke şu huyundan da vazgeçsen” diyenler gerçek dostumuzdur.
Ama inşallah onlara gücenmeyelim, kırılmayalım ve nefsimizin avukatlığına soyunup kendimizi temize çıkarmaya çalışmayalım. Hatayı itiraf etmek, Allah’ın affına ulaştıran bir erdemdir. Şeytan ve nefsimiz hatamızı itiraf ettirmez ki affa mazhar olamayalım.
Haklısın dostum, iyi ki beni uyardın. Allah senden razı olsun, demeli, hatamızı görme erdemi gösterebilmeliyiz. Efendimiz SAV bu konuda buyuruyor ki:
“Her insan hata yapabilir, Hata yapanların en hayırlısı günahına tövbe edenlerdir”
Mesela, dostumuzun sırtında bir böcek gördük mü hemen uyarırız değil mi? Böceği geçtik, sırtına çıkmış zehirli bir akrep görsek, panikleyerek uyarmaz mıyız?
Neden uyarırız, çünkü o sevdiğimizi akrep sokabilir ve belki de ölebilir.
Kısacık dünyamızın harap olmasına sebep olabilecek akrebi görünce hemen uyaran insanlar, neden ölümsüzlük diyarı ahiretimizi harap edecek şeyler için uyarmazlar?
Dostum sen çok iyi bir dostsun, keşke içki de içmesen. Keşke övünme huyun da olmasa. Keşke öfkeni yenip çabuk sinirlenmesen ve kırıcı sözler söylemesen. Keşke sen de namaza başlasan gibi sözlerle bizi uyaran dostlar bizi gerçekten seviyorlardır.
Bu konuda yazıyı kısa tutmak adına internette rastladığım şu örneği paylaşmak istiyorum:
Hayatını Allah yolunda vakfetmiş ihlas sahibi bir din büyüğümüz Bediüzzaman Said Nursi de ömrü boyunca karşılaştığı haksızlıklara daima güzel bir sabır ile sabretmiş, herşeyin takdirini daima Allah'a bırakmıştır.
Yapılan haksızlıklarda nefsi adına bir karşılık vermemiştir. Hep Allah'ın beğeneceği şekilde bir tavır göstermiştir. Her olayın güzelliklerini ve rahmet yönlerini dile getirmiştir.
Allah'ın kendisini muhatap kıldığı her olayın ilahi bir lütuf
olduğunu, her musibette mutlaka bir nimet yönü bulunduğunu söylemiştir.
Bir sözünde de kendisine yapılan haksız ithamların, hakaretamiz sözlerin sabretmesinin sonucunda Allah'ın kendisine bir rahmete ve nimete çevirdiğini şöyle anlatmaktadır;
Hâlimi, istirahatimi düşünen ve her musibete karşı sabır ile sükûtumu garip bulup şaşıran dostlarımın şöyle bir sualleri var ki:
"Sana gelen zahmetlere, sıkıntılara nasıl tahammül ediyorsun? Halbuki eskiden çok hiddetli ve izzetli idin, çok az bir hakarete tahammül edemezdin?"
İki sene evvel benim hakkımda bir müdür sebepsiz, gıyabımda küçük düşürücü, hakaretli sözler söylemişti. Sonra bana söylediler. Bir saat kadar Eski Said damarıyla müteessir oldum.
Sonra Cenab-ı Hakk'ın rahmetiyle şöyle bir hakikat kalbe geldi, sıkıntıyı izale edip, o adamı da bana helâl ettirdi. O hakikat şudur:
Nefsime dedim: Eğer onun tahkiri ve beyan ettiği kusurlar, şahsıma ve nefsime ait ise; Allah ondan razı olsun ki, benim nefsimin ayıplarını söyler.
Eğer doğru söylemiş ise, beni nefsimin terbiyesine sevk eder ve gururdan beni kurtarmaya yardımdır.
Eğer yalan söylemiş ise, beni riyadan ve riyanın esası olan yalancı şöhretten kurtarmaya yardımdır. Evet ben nefsim ile barışmamışım. Çünkü terbiye etmemişim.
Benim boynumda veya koynumda bir akrep bulunduğunu biri söylese veya gösterse; ondan darılmak değil, belki memnun olmak lâzım gelir. Eğer o adamın hakareti, benim imana ve Kuran'a hizmetkârlığım sıfatıma ait ise, o bana ait değil.
O adamı, beni istihdam eden Sahib-i Kuran'a havale ediyorum. O Aziz'dir, Hakîm'dir.
Allah hepimize kusur ve hatalarımızı cesaretle söyleyebilen dostlar versin. Ve bizi uyaran o gerçek dostlarımıza da darılmadan hatasını kabullenebilen selim bir kalp nasip etsin.
sürekli bir şekilde bozulan uygulama.
o tabak bitecek!
(gbkz:reha erdem)in vicadan temizlemesi olarakta görülebilir bu film.Diyaloglar oldukça az ama filim oldukça etkileyicidir.İnsan insandır anlayışı ile çekilmiştir.Bunu da jin in tarafındayım diyerek savunmuştur
1985 yapımı Türk komedi filmi. Başrollerinde Kemal Sunal ve Nevra Serezli oynamaktadır. Filmin yönetmenliği ve senaryosu Kartal Tibet'e aittir.
Hangi ara yazar olduğunu anlamadığım oyuncu. (gbkz:Kafa) dergisinde yazıp duruyor.
Seçilen eşin akraba grubu dışından olması durumudur.
(bkz: Ergenismus)
Espresso'yu sek içecekseniz de, aroma ve süt ekleyerek kendisinden muhtelif kahveler (cappucino, mocha vb.) elde edecekseniz de 15 gr öğütülmüş kahve kullanmalısınız. Yoğunluk fincanın büyüklüğüne göre değil, makinenin basıncından çıkan kahveye göre değişiyor.
çakaaaaal diye uzatılır sonunda da.
efsane dizi deli yürek'in sinema filmi. ilginç bir çalışmaydı, hani dizinin son bölümünün sinema filmi yapılması olayı vardır, öyle değildi. sanırım hikayedeki bazı eksikleri tamamlamak için böyle bir film çektiler. yusuf miroğlu'nun bozo ile tanışması ve askerde yaşadıkları anlatıldı. biraz ali gaffar okkan cinayetine değinildi. zamanında çok izlenmişti, sinema salonunda silah çekmeye kalkışan adamlar tanırım.
(bkz: ali gaffar okan )
(bkz: ali gaffar okan )
adam küfelik olmuş bağırıyor ' var mı bana yan bakan ' şeklinde ..
biz de aynen öyle küfelik olmuşuz; şeytan, dünya, nefis ve şeytanlaşmış insanlar bizi devirmiş .. biz ise bağırıyoruz ' var mı bana yan bakan ' !!
biz de aynen öyle küfelik olmuşuz; şeytan, dünya, nefis ve şeytanlaşmış insanlar bizi devirmiş .. biz ise bağırıyoruz ' var mı bana yan bakan ' !!
neden bekliyorsun?
bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?